Sevgi Bahçem Makaleleri

HAYAT ” UMUT ETTİĞİN ” KADARDIR

Acıya baş göz ettiğin kaç düş(üş)ün kaldı daha “
         Gecenin karanlığına bağdaş kurdum. Uykusuzum ve bir o kadar susuz. Acının baş kahramanlığına soyun/durul/muş yüreğin kanarken nasıl susarım ki ben. Sus-mu-yorum. Yüreğinin “ ben “ kadar ki boşluğuna düşerken sen, nasıl bayramlık elbiselerimi giyerim ki. Dudaklarımı dudaklarımdan sökmeme izin ver. Bırak kanasın çığlıklarım. Seni iyi bilirim. Sonbaharı giyinir, tüm acıları kefenlersin yüreğine. Oysa oysa senin gözlerin değil miydi baharlarım? Baharlarım solarken ben nasıl susabilirim ki? Elimdeki tek yaşama gücüm olan cümlelerimi saklama yastığının gölgelerine. Bırak susmalar yürüsün üzerime.        Giydirilsin kefen bedenime. İçindeki yangınların eteğine sirayet ederken su-sa-mam. Bıkmadın mı daha acıyı tek başına kucaklamayı? Usanmadın mı karanlığın koynunda ağlamaktan? Dön sevgili. Ayakuçlarının yörüngesini çevir sevdaya. Hazanlar yürüse de üzerine sen hayat denilen ipin ucunu hiç bırakma. Sakın bırakma.
Düşsüzlüğünle suçsuzluğun muhakemesindesin yine. Tarafsızlığını yitirdin artık. Kendini tüketmekte, kendini asmakta o kadar ustasın ki, boynundaki tek bir iz yok. Kendini öldürmeye yeltendiğin yetmedi mi daha? Us’undan vazgeçmek, hayata yenildiğini söylemek bu kadar basit olmamalı. Kendine kefen biçmekten vazgeç. Sırtlan hayatı omuzlarına. Bu zamana kadar hayatla nasıl mücadele ettiysen devam et. Boğma kendini, boğdurma yüreğini. Ölümün sadece senin bedeninle kalsa tamam. Seninle ölecek o kadar çok şey var ki? Bari kendi için savaşmayacaksın, bari benim için, bari “ bizim “ için savaş. Yok olursan ardından seni takip edecek o kadar büyük ölümler var ki. Bir göç kadar devasa. Sakın kaybolma. Bir tesbihin imame’si düşünce ne hükmü kalır geride kalanların.
         Seninle kazandıklarım bu kadar aşikar iken gitme sonsuzluğa..
Düşerim..
Ezilirim..
Sonra ölüme gülümserim..
Biliyorum çıkmaz sokakların, adressiz sorguların içinde çıldırmaktasın. Biraz da yorgun. Düşüncelerin bir uçurum ötesi. Duvar çökecek sanki.

ÇOCUKLARIN RENKLİ DÜNYASI (RESİM)

Resim çizmek,  çocukların içinde yaşadıkları dünyayı anlamlandırmalarına ve duygu ile düşüncelerini somut bir şekilde ifade etmelerine yardımcı olur. Çizim çoğunlukla bir şeyin temsil edilişidir ve sembolik anlamlar içerir. Bunları çözebilmek için her çocuğun kendi anlam dünyasına dalabilmek gereklidir. Resimler iç dünyayı yansıttığı gibi çocuğun gelişim ve becerilerini izleyebileceğimiz bir rehber olarak da görülmelidir.

Araştırmacılar -özel eğitim öğrencileri dışında- normal gelişen her çocuğun resimlerinin aynı gelişim dönemlerinden geçtiğini söylemektedir.

Karalama Dönemi: 18 aydan itibaren çocuklar ince motor kaslarının gelişmişliği oranında kâğıt üzerine düz karalamalar yaparlar. Bunların amacı bir imge yaratmaktan ziyade motor enerjiyi boşaltmaktır. Ancak çocuk zamanla elinin tesadüfen yaptığı hareketlerle ortaya çıkan şekle bir anlam yüklemeye başlar. Bu bazen tren bazen top bazen anne olabilir. Düz çizimler 2-2,5 yaş civarı yerini bilek kaslarının gelişmesi ile dairesel çizimlere bırakır ve çocuk 3 yaşa doğru daire çizebilir.

Şema Öncesi Dönem: Bu döneme geçişteki çocuklar [3 yaşa doğru] daire içine insan yüzünü yerleştirmeye başlayabilirler. 3-4 yaş civarında ise insan çizimi büyükçe bir yüz ve uzantı şeklindeki kol ve bacaklardan ibarettir. Bu yaş grubunun ev çizimleri ise basit ve genelde bacası dumanlı stilize çizimlerdir.

Şema öncesi döneme geçildiğinde ise [4-5 yaş çocukları] çocuklar için düşündüklerini kâğıda aktarabilmek önemlidir. İmaj yaratmak isterler ve bunların içinde mutlaka anne-babaya öğretmene gösterilecek mesajlar bulunur. Bu yaş grubu artık 6 parçalı ve özellikle gövdeli insan çizebilmelidir. Genelde yaratıcılıkları ve akademik başarıları geliştiğinden onlar için çok önemli olan eller büyük ve parmaklar belirgin çizilidir. Bacaklar ise hala güçsüz görünümlü olabilir. Çizdiği her insan stilize şekilde aynıdır. Kullanılan boyalar çok renkli ve parlaktır; ancak nesneler gerçek renklerinde boyanmaz. Renklendirme gerçeğe uygun hale getirmeye değil, çizilenleri “süslemeye” yaramaktadır.

 Şematik Dönem: 6-7 yaşta ise çocuk ne çizmek istediğini ve nasıl çizmek istediğini daha net düşünür. Kâğıdın neresini kullanacağını hesaplayabilir. Çizdiği insanlar birbirinden farklı özelliklere sahip olmaya başlar. Kulak, kaş, kirpik, ayakkabı bağı, düğme gibi ayrıntılar artar. Yer ve gök çizgisi belirginleşir. Yer ve gök çizgisi, çocuğun kendisi ve çevresi arasındaki ilişkiyi anladığının bir belirtisidir. Evler, ağaçlar, arabalar en önemli figürlerdir. Bu figürlerin boyutları ise hala gerçekçi değildir ve çocuk için önemli olan kavramların daha büyük çizildiği görülmektedir. Buna karşılık renklendirmeler daha gerçekçi hal almaya başlar. Bu yaştaki çocuklar ayrıca ev içini, araba içini gösteren çizimler yapabilirler.

 Çizdikleri ev, yol, ağaç, insanlar arasında bir bağlantı kurabilir ve size bir hikâye anlatabilirler. Bir çocuğun şeması zengin bir görüşe sahipken diğer çocuğun ki eksik olabilir. Zengin bir şeması olan çocuğun daha fazla imaj çizip daha fazla renk kullandığı, daha yaratıcı hikâyeler anlattığı görülmektedir. Bu bize, o çocuğun çevresindeki her şeyin daha fazla farkında olduğunu, çevresiyle daha faal bir etkileşim içinde olduğunu gösterir. Fiziksel açıdan daha aktif olan bir çocuk, resimlerinde daha çok hareket kullanmaktadır. Ayrıca bazı organların ya da nesnelerin sürekli eksik bırakılması ya da abartılarak çizilmesi ile çocuklar bir mesaj verebilmektedirler. Yine de bunları yorumlamak için çocuğu her açıdan incelemek gerekmektedir.

Gerçekçilik Dönemi: 8-9 yaşlarından itibaren çocuklar artık toplumun bir üyesi olduğunun farkında olup kendi kişiliklerini bulmaya çalışmaktadırlar. Çizilen resimlerde daha ayrıntılı çizgiler ve daha gerçekçi boyutlar vardır. Kız-erkek cinsiyet ayrımı iyice belirginleşmiştir, bu fark insan çizimlerinin elbiselerine verilen önemde görülebilir. Bu yaşta konusu olan çizimler yapılmaya başlanır ve estetik kaygılar gelişir.

Görünürde Doğalcılık (Mantık) Dönemi: 12 yaşlarından itibaren püberteye (ön-ergenlik) giren çocuk artık kendisini ifade etmek için “dil”i daha aktif kullanmaktadır, resim kendini ifade aracı olmaktan çıkmaya başlar. Bu nedenle daha önceki yaşlarda resme olan eğilimin köreltilmemesi gerekir. Bu dönemdeki çocuk resimlerinde perspektif kullanma ve dünyayı mantıksal çerçevede yansıtma arzuları görülür. Renkler amacına uygun ve en iyi şekilde kullanılır. Duygusal problemleri olan çocukların hala resim yolu ile problemlerini sembolledikleri görülmektedir. Bazı ergenler yatkınlıkları nedeni ile yaşadıkları değişimleri şiir yazmak, sporla enerjilerini atmak gibi resim yaparak da ifade etmeyi tercih edebilirler.

Çocuğun resim etkinliği karşısında ana-babanın yaklaşımı ne olmalıdır?

Çocuklar kaşık tutabildikleri zaman kalem de tutabilirler. Bu nedenle 18 aydan itibaren çocukların ellerine kalın saplı boya kalemleri verilebilir ve onlara kağıttan taşmadan karalama yapmaları öğretilebilir. 2-2,5 yaşlara doğru çocuklar dairesel çizimler çizmeleri için teşvik edilmelidir. 3 yaştan itibaren de anne-babalar çocuk-ev-ağaç-top-güneş gibi en basit imajları çocuklarına gösterebilirler. Ancak bunları nasıl çizdiklerine karışmamalılardır.

 4-5 yaşlardan itibaren çocuk çevre ile doğal ilişki içinde oldukça ve gözlem yaptıkça, edindiği imajları çizmek isteyecektir. Çocuklar parkta bir yaprak bulup onu çizmeyi, evinin penceresi önünde park eden arabayı çizmeyi, ormanda bulduğu sümüklü böceği resmetmeyi isteyecektir. Bu nedenle okulöncesindeki bir çocuğun pek çok yaşantıyı doğal olarak yaşaması onun yaratıcılığını arttıracaktır.

5-6 yaşlarındaki çocuklar daha gerçekçi imajlar yaratıp renkleri daha amacına uygun kullansalar bile, kâğıt üzerinde çok çeşitli yaratıcı denemeler yaparlar. Çocukların “deneyleri” hiçbir zaman mantıksal olana çevrilmemelidir. Eğer bir çocuk ağacın yapraklarını pembe yapmak istiyorsa bu yeşil olarak düzeltilmemelidir; bu yapıldığı takdir de çocuğun çizdiği imaj sembolik değerini yitirir, yetişkinin isteği haline döner. Ancak bu yaştaki çocuklar en az altı parçalı- gövdeli insan çizebilmelidir. Eğer çocuk hala 3 yaş şemasındaki gibi gövdesiz çizim yapıyorsa aile çocuğu yönlendirmelidir.

Bizlere düşen, okulöncesi dönemdeki çocuklar için olabildiğince gözlem yapabileceği alan yaratmak; gerekli malzemeleri sağlamak; çizilen resimlerle ilgilenmek ve sorular sormak; çocuğun başarısını övmektir. Resim konusunda en gelişmiş çocuk, resimdeki kişi ve objelere yaşam verebilen çocuktur. Yetişkinler resim etkinliğinin bu yönünü desteklemelilerdir. Böylece çocuklar resim alanında yakaladıkları yaratıcılık ve özgüveni, diğer akademik alanlarına da taşıyabilirler.